• Hakkında.
  • 2010 dünya kadınlar günü


    2010  dünya kadınlar günü

    Dünya Kadınının ortak sorunu; Şiddet, taciz, ayrımcılık

    Dünya Kadınlar gününün “resmi olarak” 28. yılını kutluyoruz…

    Kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olmak yolunda verdiği savaşın temsili başlangıcı 8 Mart 1857 yılında Amerika’nın New York kentinde başladı. Konfeksiyon ve tekstil fabrikalarında çalışan 40.000 işçinin insanlık dışı çalışma koşullarına ve düşük ücrete karşı başlattığı grev, polisin saldırısıyla kanlı bitti. Saldırı sırasında çıkan yangında çoğu kadın 129 işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 100 bini aşkın kişi katıldı.

    1910 yılında Danimarka’nın Kopenhag kentinde toplanan 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında, Almanya Sosyal Demokrat Parti önderlerinden Clara Zetkin, bu yangında yaşamını yitiren 129 kadın işçi anısına 8 Mart gününün Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanmasını önerdi. Kadın hakları hareketini, özellikle oy hakkını onurlandırmayı amaçlayan Kadınlar Günü önerisi oy birliği ile kabul edildi.

    1975 yılında Dünya Kadınlar Yılı’nı ilan eden Birleşmiş Milletler Örgütü, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart’ın tüm kadınlar için Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmasını kararlaştırdı. Kadınlara eşit hakların verilmesinin Dünya barışını güçlendireceği kabul edildi.

    Aradan yıllar geçti…

    Peki ne değişti?

    Kadın yine baskı altında, yine iş hayatında yerini istediği gibi alabilmiş değil, sözlü ve fiziksel şiddet görmekte, hala siyasette kendini tam anlamıyla temsil edememekte…

    1557 kadın ve 993 erkekle yapılan ‘Türkiye’de Kadınların Siyaset, Üst Yönetim ve İş Yaşamına Katılımı’ başlıklı araştırma, yüzde 92.27’lik bir oranla ‘çalışmak isteyen her kadının çalışabilmesi gerektiğini’ ortaya koyuyor.

    KADININ ÇALIŞMA ENGELİ; ERKEK EGEMEN TOPLUM

    Kadınların yüzde 18.2’si çalışmama nedeni olarak ‘ailedeki erkeklerin izin vermemesi’ni gerekçe gösterdi. Katılımcıların yüzde 65.1’i kadınlara siyasette fırsat tanınmadığını belirtirken, bu oran kadınlar arasında yüzde 74 olarak saptandı.

    ‘Çalışan bir kadının namusunu koruyamayacağı’ önermesine katılımcıların sadece yüzde 7.6’sı katılırken, ‘kendi çevresinde, çalışan kadınlara kötü gözle bakıldığını’ söyleyenlerin oranı yüzde 20.3, ‘eşini çalıştıran erkeklerin ayıplandığını’ belirtenlerin oranı ise yüzde 21.6 oldu. Katılımcıların yüzde 92.2’si ‘çalışan kadının kendisine saygısının artacağını’, yüzde 87.2’si ‘aileden zengin de olsa çalışmanın kadını daha iyi vatandaş yapacağını’, yüzde 92.2’si ‘çalışmak isteyen her kadının çalışabilmesi gerektiğini’ düşünüyor.

    Ücretli bir işte çalışmayan kadınların yüzde 23.6’sı, çalışmama nedenleri arasında ‘küçük çocuklarına bakmak zorunda olmalarını’ gösterirken, bunu yüzde 18.2 ile ‘ailedeki erkeklerin izin vermemesi’, yüzde 18.1 ile de ‘iş bulamamak’ takip ediyor. Katılımcıların yüzde 93.6’sı ‘çalışan evli kadınların eşlerinin de ev işleri ve çocuk bakımını paylaşmaları gerektiğine’ inanırken, bu oran kadınlarda yüzde 97.7. ‘Ev hanımlarının eşlerinden maaş almaları gerektiği’ fikrine kadınların yüzde 21.4’ü, erkeklerin ise yüzde 9.8’i katılırken, devletin kreş ve çocuk yuvaları açmasını destekleyenlerin oranı yüzde 95.6 oldu.

    Katılımcıların yüzde 97.1’i ‘eşlerinin kötü muamele ettiği kadınlar ve çocukları için sığınma evleri açılmasını’ destekledi. ‘İşyerinde cinsel taciz’ konusunun da ele alındığı araştırmada, katılımcıların yüzde 14’ü ‘bu tür bir davranışa muhatap olmuş kadın tanıdıkları olduğunu’ belirtirken, işyerinde cinsel tacizin kadınların işlerinde ilerlemelerini engelleyen bir unsur olarak görüldüğü kaydedildi.

    KADINA YÖNELİK ŞİDDET DÜNYANIN HER ÜLKESİNDE VAR

    Uluslararası Af Örgütü, kadına yönelik şiddetin yaşamın her alanında dehşet verici oranda arttığını açıkladı.

    Araştırmalar, cinsiyet ayrımcılığı ve şiddetin tüm dünyada hızla sürdüğünü gösteriyor. Türkiye’deyse kadınların büyük bir kısmı şiddetle, daha evliliklerinin ilk yıllarında tanışıyor.

    Kadının Sosyal Hayatını Araştırma ve İnceleme Derneği’nin dünyada ve Türkiye’de çeşitli araştırmalara dayanarak açıkladığı verilere göre, kadınların en büyük sorunu dayak. Türkiye’de evliliklerin ilk 3 yılında üniversiteli kadınların yüzde 73’ü, gecekondu ve kırsal kesimde yaşayan kadınların ise yüzde 90’ı şiddete maruz kalıyor.

    Erkeklerin yüzde 45’i kadının kendisine itaat etmemesi durumunda dövme ve tecavüzü hak görüyor. Erkeklerin yüzde 23’ü eşine tecavüz ediyor. Ekonomik yaşamda da kadınların sorunları açısından geçen yıllara göre gözle görülür bir iyileşme yok. Çalışabilir kadınlardan ancak üçte biri istahdam edilebiliyor. Toplam 5 milyon sigortalının yüzde 12’sini yani 600 binini kadınlar oluşturuyor.

    Diğer ülkelerin durumu da Türkiye’den pek farklı değil. Uluslararası Af Örgütü’nün hazırladığı raporda, dünyada her üç kadından birine tekabül eden bir milyara yakın kadının dövüldüğü, seks yapmaya zorlandığı veya taciz ve şiddetin bir başka şeklini yaşamak zorunda bırakıldığı belirtilen raporda, bu şiddeti yaratanların da genellikle kadının yakınındaki erkekler ya da aile bireyleri olduğu kaydedildi.

    POLİSİN GÖZÜ ÖNÜNDE 52 BIÇAK DARBESİ

    Adana’da nikahsız eşi Aydın Kara tarafından 52 kez bıçaklanırken polisin izlemekle yetindiği Ayşegül Porsuk o kötü günlerin izini ömrü boyunca yüzünde, vücudunda ve ruhunda hissedecek…

    2 çocuk annesi Ayşegül Porsuk’un, hastane odasında kendine geldiğinde il sözü; ‘‘Ölümden döndüm. Ama en çok da yüzümde yara izi kalmasından korkuyorum’’ olmuştu..

    AİLESİ TARAFINDAN TAŞLANARAK ÖLDÜRÜLEN KADIN

    Şemse Allak, gayri meşru ilişki sonucu hamile kaldığı gerekçesiyle ailesi tarafından taşlanarak ağır yaralanmış ve kısa bir süre sonra yaşamını yitirmişti.

    Şemse’nin yaşadığı, Mardin’in Yalımlı beldesi sakinleri ise Allak’ın ölmesinin iyi olduğunu belirtmişlerdi…

    Çünkü eğer Şemse ölmeseydi, onu hamile bıraktığı öne sürülen ve Allak’ın yakınlarınca öldürülen kişinin akrabalarının, Allak’ın kardeşini öldürmek zorunda kalacaklarını, böylece kan davası başlayacağını öne sürmüşlerdi….

    ÖLDÜRÜLDÜ VE YAKILDI

    Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesinde 6 çocuk annesi 34 yaşındaki Naciye Atmaca, aile meclisinin verdiği ölüm emri üzerine üç erkek kardeşi tarafından kurşunlandıktan sonra yakıldı.

    Yasak aşk iddiası nedeniyle katledilen kadının katil zanlılarını, yarısı yanmış bir aşiret eşarbı ele vermişti…

    KARDEŞİ KARDEŞE ÖLDÜRTEN “TÖRE CİNAYETİ”

    22 yaşında hayata gözlerini yumdu Güldünya Tören..

    Bir akrabası tarafından tecavüze uğramış, hamile kalmış, dünyaya getirdiği bebeğini bir akrabasına vermiş, ailesi tarafından İstanbul’a gönderilmişti…

    2 erkek kardeşi, onu İstanbul’da sokak ortasında kurşun yağmuruna tutmuştu…

    Yaralı olarak hastaneye kaldırılan Güldünya, yine kardeşleri tarafından kafasına sıkılan tek kurşunla öldürülmüştü…

    BERLİN’DE TÖRE CİNAYETİ

    Almanya’nın başkenti Berlin’de 7 Şubat’ta Hatun Sürücü (23) isimli Türk bayan, 3 kardeşi tarafından töre cinayetine kurban gitti.
    Henüz 16 yaşında iken Türkiye’de bir akrabasıyla evlendirilen Hatun Sürücü, eşiyle geçinemeyip bir yıl sonra hamile olarak Berlin’e geri döndü.
    Genç kadın, 7 Şubat Pazartesi akşamı Berlin-Tempelhof’taki Oberlandgarten caddesinde otobüs beklerken, oğlu Can’ın gözleri önünde başına kurşun sıkılarak öldürüldü.
    Olayla ilgili, kurbanın 3 kardeşi Mutlu (25), Alpaslan (23) ve Ayhan (18) hakkında tutuklama kararı alındı.

    Bu en son duyduğumuz ‘namus adı altında işlenmiş’ bir töre cinayetiydi…

    CİNAYETLERİ 15-18 YAŞ ALTI ÇOCUKLAR İŞLİYOR

    Yapılan araştırmalara göre, töre cinayetine kurban gidenler 12-20 yaş arasında, ailenin karşı çıktığı bir ilişkiye giren genç kızlar ile aile zoruyla veya akrabadan kişilerle imam nikâhıyla evlendirilmiş kadınlar oluyor.

    ”Ölüm kararını” 18 veya 15 yaşın altındaki erkek çocuklar yerine getiriyor. Bu tür cinayetler genellikle iyi planlanıyor, kaza süsü veriliyor ve suçu işleyenler cezadan tümüyle kurtulmaya çalışıyor.

    Töre cinayetlerinde ceza indirimi uygulamasından vazgeçilmesi yönünde 9 Ocak’ta önemli bir adım atıldı.
    TCK Alt Komisyonu, ‘‘haksız tahrik’’ maddesini, ‘‘haksız fiil’’ olarak değiştirdi.
    Böylece ‘‘tahrik’’ sonucu suç işlediğine karar verilenler ceza indiriminden yararlanamayacaklar. Buna göre; ‘Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet ve şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine 18 yıldan 24 yıla, müebbet hapis cezası yerine 12 yıldan 18 yıla kadar hapis cezası’ verilecek.

    TÖRE CİNAYETİNİ DİN ONAYLAMIYOR

    Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, cinayetlerin artık işlenmemesi gerektiğini belirterek, ”İnsanların dini bilgisi az olduğu için, toplumdaki gelenekleri dinin onayladığını sanıyorlar” dedi.

    Toplumda kadına, çocuklara karşı bir ayrımcılık söz konusu olduğunu ancak bu ayrımcılığı İslam’ın kesinlikle onaylamadığını belirten Bardakoğlu, ”İnsanların dini bilgileri yeterli olmadığı için, toplumdaki gelenekleri dinin onayladığını sanıyorlar. Oysa bu yanlış” diye konuştu.

    Törenin din gibi algılanmasının çok yanlış olduğunu ve töre cinayetlerinin artık işlenmemesi gerektiğini kaydeden Bardakoğlu, insanların, kendi yanlışlarının din tarafından onaylanmasını istediklerini ve bunu böyle sunduklarını ifade etti. Bardakoğlu, ”Bütün bu olumsuzluklar, dinin özünden kaynaklanmaz” dedi.

    ABD’DE KADIN HER 15 SANİYEDE BİR DAYAK YİYOR

    Dünyanın her ülkesinde kadının dayak yemesi önemli sorun teşkil ediyor..

    Uluslararası Af Örgütü’nün hazırladığı raporda kadına yönelik şiddetin dehşet verici oranda arttığı ve her 15 saniyede bir kadının eşi ya da sevgilisi tarafından dövüldüğü belirtildi.

    Örgütün raporunda, şiddetin kadını sokakta, yatak odasında ve hatta savaş
    alanlarında bulduğu ve kadınların şiddete acımasız bir şiddete hedef oldukları belirtildi.

    Dünyada her üç kadından birine tekabül eden bir milyara yakın kadının dövüldüğü, seks yapmaya zorlandığı veya taciz ve şiddetin bir başka şeklini yaşamak zorunda bırakıldığı belirtilen raporda, bu şiddeti yaratanların da genellikle kadının yakınındaki erkekler ya da aile bireyleri olduğu kaydedildi.

    Raporda, Zambiya’da her hafta 5 kadının eşi, sevgilisi ya da aile bireyleri tarafından öldürüldüğü, dünya genelinde her beş kadından birinin yaşamında tecavüze uğradığı ya da sekse zorlandığı vurgulandı.Tecavüzün bir savaş silahı haline bile getirildiğine dikkat çekilen raporda, ”Savaşların da kadınları çökerten ve onları çaresizliğe iten bir etkisi var. Bu bazen savaşın gerçek dehşetini bile geride bırakabilecek kadar acımasızlaşabiliyor” denildi.

    Her yıl yaşları 5 ile 15 arasında değişen 2 milyona yakın kız çocuğunun fahişeliğe zonlandığı ve kadınların fuhuşa zorlanmasıyla ortaya çıkan ticaretin boyutunun yılda 7 milyar dolara kadar yükseldiği kaydedilen raporda, dünyanın en ileri ülkesi sayılan ABD’de bile her 15 saniyede bir kadının eşi ya da sevgilisi tarafından dövüldüğü, her 90 saniyede bir kadının tecavüze uğradığı bildirildi.

    Fransa’da her yıl 2500 kadının tecavüze uğradığına da işaret edilen raporda, dünyada tecavüze uğrayan kadınların büyük bölümünün de ailelerinin ”namuslarını temizleme” kaygıları yüzünden kendi yakınları tarafından öldürüldükleri ifade edildi.

    Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Irene Khan, kadına yönelik şiddet karşıtı yeni bir kampanya başlattıklarını açıklarken, ”Bu, sadece başkalarına değil, size, sizin en yakınınızdaki kadınlara yönelebilen bir şiddet ve biz hepimiz buna karşı ayağa kalkıp hayır demezsek, bu hep olacak, asla bitmeyecek” dedi.

    Afrika’da AIDS hastalığına yakalananların yüzde 60’ının kadın olmasının anlamlı olduğuna dikkati çeken Khan, bazı Afrika ülkelerindebir bakireye tecavüz etmenin hastalığı iyileştireceğine dair yanlış bir inanış bulunmasının bu yayılmada etkili olduğunu bildirdi. Khan, bütün dünyada 135 milyon kadının sünnet edildiğini ve bu sayının her yıl iki milyon arttığını belirtti.

    “PENCEREDEN BAKMAK” DAYAK SEBEBİ

    Güneydoğu’da şiddete maruz kalan kadınların dayak yeme nedenleri arasında ilginç gerekçeler yer alıyor. Kadınların şiddete uğrama nedenleri arasında en çok ”pencereden uzun süre dışarıyı izleme”, ”yolda karşılaştığı erkek arkadaşına selam verme”, ”eve gelen sessiz telefonlar”, ”pazarlamacıyla yapılan uzun sohbet” ve ”giydiği elbise” gibi gerekçeler bulunuyor.

    TÜRKİYE’DE KADIN

    Başbakanlık Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü’nce yapılan bir araştırmaya göre;

    Aile içi suçların yüzde 87’si, kadınlara karşı işleniyor.

    Varoş olarak nitelenen gecekondu semtlerindeki kadınlar arasında yapılan araştırmada, kadınların yüzde 97’sinin aile içi şiddete maruz kalıyor.

    Ailelerin yüzde 34’ünde fiziksel, yüzde 53’ünde ise sözlü şiddet görülüyor.

    Lise ve daha üstü eğitimli 15-24 yaş grubunda bulunan kadınların yüzde 39.6’sı işsiz, kentli kadınlarda bu oran yüzde 37.4 iken kırsal alandaki kadınlar için bu oran yüzde 45.3’e ulaşıyor.

    Kadınları yüzde 20’si okuma yazma bilmiyor.

    Üniversite ve diğer yüksek eğitim kurumlarında görev yapan toplam 53 bin 805 öğretim elemanının 17 bin 828’i kadın. Yani kadın öğretim elemanlarının tüm öğretim elemanlarına oranı yüzde 33.1 oranında.

    Türkiye’de kadınların yüzde 40’ı görücü usulüyle evleniyor, yüzde 20’si ise nikahsız yaşıyor.

    Eğitim gören 100 kadından sadece 2 tanesi yüksek öğrenim görüyor.

    Kadınların yüzde 55’i doğum kontrolü uygularken, yüzde 64’ü hamilelik döneminde doktora gitmiyor.

    Yılda 2 bin 500 kadın anne olmak isterken yaşamını yitiriyor.

    Ve kadın hayatın her devresinde birçok sorun yaşamaya devam ediyor…

    21. yüzyılı gelişme, teknoloji, bilim çağı olarak yaşadığımız dünyada;
    kadınlar için “medeniyet ve insanlık” adına çok şeyin olumlu anlamda değişmesi, çocuk yaştaki genç kızlara tecavüz edildiği, genç insanların hayatının baharında öldürüldüğü, cinsel olarak sömürülen, şiddete maruz kalan, iş alanlarında ayrım gören kadınlar oldukça daha çok adımların atılması ve bu konuda toplumun gerçekten bilgilendirilmesi gerekiyor.

    kaynak: kadınlar günü