• Hakkında.
  • Gül Kurusu


    Gül Kurusu

    1.
    Ruhumun kalıbından devşirme acılarım var sana büyüttüğüm.
    Beni anlamadın gitti!
    Sen sevmeyi de bilirsin ya…
    Toprağını da sularsın,
    Çiçeklerini de büyütürsün,
    Balkonda demli çayını da içersin, “dingin akşamsefalarında”…
    Bu “teneke yaşamlar” nasıl komik geliyor gözüme bir bilsen!
    300 miligramından 5 litreliğine…
    İçi yağ dolu, her pişirimlikte eriyip giden ve her midede ülser eden adamı…
    “Ayak oyunlarına” dizilmiş, ruh sağlığımızın orta direğinde asılıdır “yavşak bakışmalar” ve her bir “yavşak bakışın” üzerindedir “teneke yaşamlar”…
    Başını çevirdiğin her “market”ten alabilir, bir tutam “gülücükle” kandırabilirsin kendini…
    Bu dünyayı da sorgulatabilirsin, hayatın en “fahişe arama motorları”ndan!
    Yanıt mı?
    Yanıt bir tenekeden çıkan ses kadar boş,
    Cennet-i aba kadar güzel “paketlenerek” gelir sana…

    2.
    Ah be “gülkurusu”!
    Kurumadan anlasaydın ya, kurutmadan kendini,
    Bir defter arasında boğdurmadan mevsimlik hayatını,
    Bekleyeni yazdırmadan…
    Biblo olup da sonsuz olmak istedin belki,
    Ama defter dürülürse ne olacaktı? Sonsuzluğunun önüne çekilen şu duvar;
    Ölüme gücün varsa amenna ama öleceksen eğer sende,
    Biblo olsan ne fayda?

    3.
    Sende sevdin beni biliyorum, en az benim seni sevdiğim kadar!
    Ve en az gösterdiğin kadar, görebildim beni sevdiğini,
    Sana gösterdiğim kadar, gösterseydin şayet sevgini, görmez miydim sevgili!
    Gururun bir çocuğun gururuna ram, sevgin bir “beyaz eşya vitrin”iydi,
    Baktım giremedim, gördüm, sezdirmedin!
    Her kapı önünde gururdan heykeller vardı, dokundum çözemedim, ağladım dökemedim sevgili!
    Yorulduğunda beklediğin durakların vardı senin!
    Kızdım, üzemedim. Bağırdım, kopamadım!
    Her gittiğinde “geri gel” diye haykıran “içlerim” vardı benim;
    Yazdım, okutamadım. Yandım, söndürülmedim.
    Küllerimden anıtımı dikecektin benim!
    Topladın, tutamadın. Savurdun, dağıtamadın!
    Sonra günlerin vardı senin “git” diye isyan ettiğin,
    Taşladın, gitmedim, bıraktın geri geldim!
    Ağlarken verdiğin mendillerin,
    Hiç ama hiç silmemiştim gözümün yaşını,
    Sadece kandın ve sen hep kandın,
    Ve aktı hep gözyaşlarım!

    2.
    Ah be “gülkurusu”!
    Kurumadan anlasaydın ya, kurutmadan kendini,
    Bir defter arasında boğdurmadan mevsimlik hayatını,
    Bekleyeni yazdırmadan…
    Usandırmadan şu canı,
    Ruhumun kalıbından devşirme acılarım var sana büyüttüğüm.
    Kalbimin tırnakları büyüdü ve ben kesemedim hiç!
    Her adımımda batıyor sevgili, yürek boşluklarıma,
    Ve her adının geçişi, besliyor tırnaklarımı…
    Kendime bireyliyorum kendimi,
    Düşmanı ararken, beni buluyorum karşımda,
    OFf!..
    Geceyi duvara toslattım yine…
    Bu aşkın zaman ayarı yok ki, olsun bitişi feryadın!
    “Bir iki” diye sallıyorum,
    “uyusun da büyümesin” diye yalvarıyorum,
    Gece kayıp giderken avuçlarımdan,
    Biraz daha çukur düştü göz halkalarım
    Ve biraz daha susadım sana…
    Çatladı dudaklarım,
    Dimağımda iştiyakım;
    Ama bozmayacağım söz!
    Sabah yakın, sahur şimdi…
    Kavuşmadan bir utançtır elbet,
    Sana oruçluyken aşkım!

    3.
    Sende “gül”dün biliyorum, en az benim güldüğüm kadar!
    Ve en az “gül” olduğun kadar gülebildim
    Sana güldüğüm kadar “gül”seydin şayet, koklamaz mıydım sevgili!
    Ayrılıkların, bir yolcunun gidişin ram, güvenin narin bir vazoydu
    Arkandaydım, yetişemedim, gördüm dokunamadım!
    Her adımımda cam vazolar vardı, dokundum, kırılacaktı. Çekildim düşecekti sevgili!
    Elini attığın dayanakların vardı senin!
    Yalvardım, tutmadın omzumdan,
    Bir türlü kanadın kolun olamadım senin!

    Her gittiğinde “geri gel” diye haykıran “içlerim” vardı benim;
    Yazdım, okutamadım. Yandım, söndürülmedim.
    Küllerimden anıtımı dikecektin benim!
    Topladın, tutamadın. Savurdun, dağıtamadın!
    Sonra günlerin vardı senin “git” diye isyan ettiğin,
    Taşladın, gitmedim, bıraktın geri geldim!

    2.
    Ah be “gülkurusu”!
    Kurumadan anlasaydın ya, kurutmadan kendini,
    Bir defter arasında boğdurmadan mevsimlik hayatını,
    Bekleyeni yazdırmadan…

    Ekleyen : ORHAN TURAN