• Hakkında.
  • Sultan vahdettin’in türkiyeden ayrılışı ve sürgünü


    Sultan vahdettin’in türkiyeden ayrılışı ve sürgünü

    Kurtuluş Savaşı 9 Eylül 1922’de İzmir’in Kurtuluşu ve 13 Ekim 1922’de Mudanya Mütarekesi ile sona erdi. Bu sırada İstanbul henüz İtilaf Devletlerinin askeri işgali altındaydı. 6 Ekim’de TBMM ordusunu temsilen Refet Paşa (Bele) komutasındaki bir askeri birlik İstanbul’a girdi. Bu günlerde basın organları Vahideddin aleyhinde geniş çaplı ve kamuoyunda etki yapan yayınlarda bulundular. Padişah Vahdettin’nin Atatürk ve arkadaşları hakkında ölüm fermanı imzalaması onun vatan haini olduğunu açıkça göstermekte olduğunu düşünen Halk arasında bazı gruplar hakaret ve tehdit içeren gösteriler yapmışlardır.Bu olaylar Vahiddin’in korkuya kapılmasına sebep olmuştur.

    1 Kasım 1922’de Türkiye Büyük Millet Meclisi çıkardığı iki maddelik bir kanunla saltanatı lağvetti. 4 Kasım’da son sadrazam Ahmed Tevfik Paşa istifa etti. 5 Kasım’da Refet Paşa, Babıali’deki bakanlıklara gönderdiği bir genelgeyle işlerine son verildiğini tebliğ etti. 17 Kasım sabahı Vahidettin, küçük oğlu Ertuğrul Efendi ve hareminin mensuplarıyla birlikte Dolmabahçe Sarayından bir kayığa binerek Boğaziçi’nde demirlemiş olan bir İngiliz zırhlısı ile Malta’ya gitmiştir.

    İngilizler Vahidettin’in İngiltere’ye gelmesini kabul etmediği için devrik padişah bir süre Malta’da kaldı. 1922 sonunda Hicaz kralı Hüseyin’in daveti üzerine hacca gitti. 20 Nisan 1923’e dek Hicaz’da kaldı. İngiltere’nin baskısı üzerine buradan ayrıldı. Bir süre İtalya’nın Cenova kentinde yaşadı. 11 Haziran 1923’te San Remo kasabasında Mısır kraliyet ailesinden bir prensin maddi yardımıyla kiralanan bir villaya taşındı. Bu dönemde başlangıç bölümünü kendi el yazısıyla yazdığı, kalan bölümlerini yakınlarına dikte ettirdiği anılarını kayda geçirmiştir. İlginç bilgiler vermiştir. Kaçmadığını,hayatını emniyette görmediğinden vekili olduğu şanı yüce peygamberin yaptığını yaparak ” Hicret ” ettiğini belirtmiştir. Kızdığı anlaşılan bazı satırlarda ” Kemalilerden, celalilerden kaçtım ” gibi değişik ifadeler kullanmıştır. En büyük hatasının, dünürü Tevfik Paşa, Damad Ferit Paşa, İzzet Paşa, Ali Rıza Paşa ve Hulusi Paşa gibi devlet adamlarını sadrazamlığa getirerek bu kişilerden medet ummak olduğunu belirtmiştir. Milletin bugünkü rejimi ( Cumhuriyet idaresi ) kabul edip etmeyeceğini tarihi bir misalle ifade ederek şu ilginç örneği vermiştir ” Emeviler döneminde Halife, Hazret-i Hüseyin’e karşı bir sefer düzenlemek için asker toplamak ister. Halifenin müşavirleri arasında bulunan sözü geçen bir zat ‘ Efendimiz müsaade ediniz ahaliyi bir tartayım, test edeyim sonra size müşahedemi arz edeyim ondan sonra dilediğinizi yapınız ‘ der. Onayı alan zat şehrin meydanında halkı toplar ve ” Ey ahali bu hafta Cuma namazı salı günü kılınacaktır, herkes camide toplansın. ‘ der.Halkın Cuma namazına niyet Camide hınca hınç toplandıpını gören vezir derhal huzura çıkar ve ‘ Efendimiz Cuma namazını salı günü kılmayı kabul eden bu halktan asker toplayabilirsiniz. Katiyyen imtina etmeyiniz. ‘der.” 16 Mayıs 1926’da San Remo’da kalp damarlarının tıkanmasından dolayı 65 yaşında hayatını kaybetti. Alacaklıları olan yaşadığı semtin manavı ve kasabı cenazesine haciz koydurmuşlardır. Kızı Sabiha Sultan mücevherlerini satarak borçlarını ödemiş ve cenazesi üzerindeki hacizi kaldıralarak, damadı Ömer Faruk Efendi’nin nezaretinde Beyrut’a getirilmiş, oradan Şam’a nakledilmiştir. II.Sultan Abdülhamid’in kızı Ayşe Sultan’ın ilk kocası olması sebiyle ailenin eski damadı sayılan, Suriye’nin o sıradaki Cumhurbaşkanı Ahmed Nami Bey’inde katıldığı, Suriye Hükümeti’nin düzenlediği resmi bir törenle Şam’da Süleymaniye ( Selimiye ) Camii haziresine defnedilmiştir.

    kaynak