• Hakkında.
  • Hamsi hakkında bilgi


    hamsiengraulisencrasichly

    Ülkemizde ticari amaçla avlanan balıkların başında hamsi gelir. Batı ve Doğu Karadeniz’in tütünü, çayı, fındığı ne kadar ünlüyse hamsisi de o denli isim yapmış, folkloruna ve günlük yaşamına girmiştir. “Hamsiyi koydum tavaya” diye türküleri söylenmiş, fındık ağaçlarının dibinde gübre olmuş, mutfaklarında sayısız yemekleri yapılmıştır. Hamsi Karadeniz insanının yaşamının bir parçasıdır. Ekim ortasından nisana kadar küçüğü, büyüğü bu balığa çalışır, takımına girer, denize açılır, ağını diker, kasalanmasına yardım eder, sıra sıra dizilmiş “manavların kamyonlarına taşır, satışını yapar, nasibini alır.

    Geçici pelajik balıklardan olan hamsi Engraulidae familyasındandır. Bilimsel adı Engraulis encrasicholus’tur. Füze biçimindeki gövdesi büyük ve parlak pullarla kaplıdır. Bu pullar deriye iyice intibak etmediği için kolaylıkla dökülür. Üst çenesi alt çenesine oranla daha büyük olup ağzı geniştir. Çenelerinde çok yumuşak kadife dişler mevcuttur. Sırtı mavi, yeşilimsi ve lacivert renkte olup yan tarafları gümüşi, karnı beyazdır. Kuyruk yüzgecini ve gövdesini oynatmak suretiyle süratle hareket edebilir. Hamsi sürü halinde dolaşan korkak bir balıktır, ağzını açarak suda öne doğru yüzer. Yumurtadan henüz çıkmış balık yavruları ve planktonları yer, bunların dışında avlayabileceği başka yemi yoktur. Buna karşılık uskumru, torik, kofana, orkinos, mersin balığı, köpekbalığı ve yunuslara; su üstünde kabardıklarında martı, karabatak gibi deniz kuşlarına yem olurlar. Kendilerine saldıran iri balığın karşısında sürü halinde bir araya toplanıp öbek teşkil eder ve pul bırakıp hücum eden balığa karşı suda bir perde meydana getirirler. Bu suretle kayıp vermelerine rağmen, sürüyü bir ölçüde korumuş olurlar. Tam donanımlı takımlarda balığın bulunduğu yeri, derinliği tespit eden ve ekran üzerinde gösteren echo-sounder aleti mevcuttur. Bu tür aygıtların kullanılmadığını varsayarsak, hamsi sürüleri gece ve gündüz, yerlerini üç şekilde belli ederler. Karadeniz balıkçılarının kullandığı tabirlerle bunlar:

    – Kızartı (kızarıntı)
    – Yağıntı
    – Açıntı

    diye adlandırılır.

    Gündüz hamsi sürüleri akışları sırasında büyük balıkların saldırısına uğrayıp denizde muazzam bir kitle meydana getirirler. Tonlarca balığın bu şekilde bir araya gelip sıkışması ve kabarması sonucu denizin üzerinde kırmızımsı kahverengi bir renk belirir. Deniz kuşlarının devamlı suya çakılmaları ve denizin rengi, balığın yerini belli eder. Buna kızartı veya kızarıntı denir.

    Gece veya gündüz hamsi sürüsü suyun üs­tüne kabarıp oynağa kalkar. Suyun üstünde bu şekilde sıçramaları yağmurun denize yağması gibi görünür. Buna da yağıntı denir. Gece av sırasında teknede ayakla yere vurulduğu zaman suyun yüzeyine doğru yükselen sürü ürker ve bir anda yön değiştirir. Bu hareket sonucu denizde büyük bîr yakamoz meydana gelir ve deniz bir an için süt beyaz olur. Buna da açıntı denir.

    Azak Denizi’nden Doğu Karadeniz ve Kafkasya sahillerine ekim ayında inen hamsi sürüleri kışı sahile yakın, 100-150 metre veya daha derin çukurlarda (löngöz’lerde) geçirirler. Nisan ortasında havaların ısınmaya başlamasıyla beraber yumurta dökmek üzere tekrar Azak Denizi’ne dönüş yaparlar. En fazla dört yıl yaşayan hamsilerin Karadeniz’de üremeleri mayıstan ağustos sonuna, Marmara ve Akdeniz’de ise marttan hazirana kadar sürer. Bir dişi hamsi ortalama 40-50 bin yumurta döker. Hamsi sürüsünün davranışı beslenme yöntemine göredir. Sürü ileriye doğru yüzdüğü takdirde öndekiler besini alır, arkadakiler aç kalır. Onun için bir süre sonra öndekiler iki yana dönüp sürünün gerisine giderler. Böylece hepsi sırayla beslenir. Bu yöntemin sonucunda sürü bir “damla” biçimini alır. Planktonlar yoğun olduğu zaman ise öndekiler yelpaze gibi açılır ve sürü “oval” bir şekil alır. Bu oval şeklin uzun ekseni ilerleme çizgisiyle dik bir açı teşkil eder. Sürünün yüzdüğü derinlik planktonun hareketine bağlıdır. Gündüzleri yüzeye çıkıp geceleri aşağıya inebilirler.
    Hamsilerin ortalama boyları 12 cm.’dir. 18-20 cm.’e kadar olanlarına rastlanır. Kışın 100-150 metre derinliklerdeki löngöz’lere inebildikleri gibi yazın su yüzeyinden, 20 metreye kadar değişik derinliklerde yüzerler. Sıcak, ıhman ve soğukça olan bütün denizlerde bulunurlar. Yağlı ve çok lezzetli eti olan hamsinin ızgarası, tavası, buğulaması, haşlaması, içli tavası gibi kendine has çeşitli yemekleri yapılır. “Hamşur” ekmek denilen mısır unuyla pişirilmiş ekmeğin içine katılan hamsi parçaları ekmeğe ayrı bir lezzet verir.

    Jeolojik devirlerde, Boğazların açılmasından sonra, hamsi sürüleri Akdeniz’den Karadeniz’e doğru çıkış yapmış ve bu suları bünyelerine uygun bulup benimsemişlerdir. Hamsiler denizlerimizde yaşadıkları bölgenin etkisinde kalarak değişik şekillerde göçlerini yaparlar. En kesif hamsi sürüleri Karadeniz’de bulunur. Yaşadıkları bölgelere göre de üç bölüme ayrılırlar:

    1. Azak Denizi ile Doğu Karadeniz arasında yaşayan hamsiler
    2. Batı Karadeniz hamsileri
    3. Marmara’da yaşayan hamsiler

    Aynı familyadan olmalarına rağmen boy ve göçleri açısından Doğu Karadeniz, Batı Karadeniz ve Marmara hamsileri birbirinden farklıdır.

    1. Doğu Karadeniz Hamsisi

    Azak Denizi’nden Samsun’a kadar inen deniz kuşağında yaşayan hamsiler ortalama 11 cm. boyunda olup Batı Karadeniz hamsilerinden biraz daha küçüktürler. En büyüklerinin boyu 15 cm.’dir. Burnu daha küt, gözleri daha büyük, kafası daha kısadır. Eylül sonlarında deniz sıcaklığı +10 dereceye indiğinde Azak Denizi’nden Doğu Karadeniz sularına doğru göçe başlarlar. Bu sırada yağlı ve çok lezzetlidirler. Bir yaşım tamamlamış olan bu sürüleri ekim ortasında daha yaşlı, iki-üç ve dört yaşında ve daha iri boyda olanlar takip eder. Doğu Karadeniz sahillerimizde ekimin ikinci haftasında hamsi avı sezonu açılır. Takımlar denize açılmadan önce kurbanlar kesilir, dualar okunur ve kurban kanı takımın ana ve yedek motoruna sürülür. Bu av için özel olarak hazırlanmış hamsinoz gözlü gırgır ağları bir kez daha elden geçirildikten sonra güneş batışından önce denize çıkılır. Av gece geç saatlere kadar devam eder. Fatsa Körfezi’nde yüzlerce teknenin av için gezmelerini ve balığa çıktıkları zaman gırgır ağlarını mola edişlerini seyretmeye doyum olmaz.

    2. Batı Karadeniz Hamsisi

    Sinop’tan, Trakya sahillerine ve îğne-ada’ya kadar olan bölgede yaşayan Batı Karadeniz hamsileri, Doğu Karadeniz hamsilerine oranla daha iridir. Boyları 18 cm’ye kadar ulaşır. Kasım ortalarından itibaren Trakya sahillerine ve Marmara’ya doğru göç ederler. Akış sırasında torik, palamut ve kofana gibi büyük balıklar hamsi sürülerini İstanbul boğazına doğru sürerler. Boğaz mahallinde gırgır ağlarıyla avcılığı yapılan hamsilerin İstanbul Boğazı’na girdikten sonra da ığrıp, manyat ve tarlakoz ağlarıyla Sarıyer, Çubuklu, Bebek, Çengelköy ve Kireçburnu sahillerinde avı devam eder. Bu akış şubat ortalarına kadar sürer. Adalar civarı, Gemlik Körfezi, İzmit ve Bandırma’nın derin sularına çekilip kışı geçirirler. Bu devre içinde aynı sulara giren ve kışlayan orkinos balıklarına da yem olurlar. Nisan sonlarında derin suları terk edip İstanbul Boğazı’ndan geçerek tekrar Karadeniz’e yumurta dökmek üzere akış yaparlar. Su seviyesinden 20 metre kadar derinliklere yumurta dökmeleri mayıs-eylül ayları arasındadır.

    3. Marmara Hamsisi

    Marmara’ya yerleşmiş olan bu hamsi sürüleri göç etmezler. Batı ve Doğu Karadeniz hamsilerine oranla daha küçüktürler. Kışın Gemlik, Bandırma ve İmralı açıklarında gırgır ağlarıyla avları yapılır. Zaman zaman yaz ortasında sardalya sürülerine de karışırlar. Hamsinin oltayla avı yapılmamasına rağmen Boğaz’da tesadüfen çok ince ve küçük çapari takımına atladıkları olur. Şayet olta takımı yapılması gerekiyorsa parlak beyaz iğne yerine sinek iğneyle ve beyaz tüyle çapari hazırlanırsa daha iyi sonuç alınabilir.

    Hamsi aklı
    Hamsi, kış mevsiminde balık sevenler için vazgeçilmez bir deniz ürünü, balıkçılar için her balık sezonunda yeni bir umut kapısı, bu sene av mevsimi verimli olacak mı kaygısının temelindeki ufak tefek, narin bir balık.

    Bilmem Hamsi’ye hiç benim gözümle baktınız mı? O ufacık narin gövdenin başında size bakan bir çift iri gözün bakışları bana hep o muzip, akıllı, yaramaz çocukları hatırlatır. “Aman sen de! Hamsinin de aklı mı olur, nasıl görmek istersen öyle bakabileceğin bir canlı işte…Zaten deniz ortamında daha neler var neler…Hem akıllı sıfatını yakıştıracaksan, sirklerde gösteri yapan metrelerce zıplayan, top süren yunuslar, beyaz balinalar, foklar var, hem de beyinleri kocaman. Hamsi işte, toplasan beyni ne kadar, olsa olsa içgüdüsü vardır…Eh, yaşayan her canlının da içgüdüsü var zaten”. İşte yine kendim ettim, kendim buldum: Ortaya bir soru atayım dedim ve cevaplarını da kendim aramaya başladım. Hemen bir sürü yanıt da buldum, ya da yakıştırdım.

    Konuya bir de bilimsel gözle bakalım: Engraulis hakkında Bilim Teknik Dergisi’nin Temmuz 2000 sayısında detaylı bilgi verilmiş ve Hamsi’nin davranış biçimleri konusunda açıklamalarda bulunulmuştu. Bu yazıda hamsi yumurtalarının elips biçimli olup, suda yüzdüğü (pelajik), su sıcaklığına bağlı olarak 24 saat içerisinde larva oluşabildiği açıklanmakta. Genellikle (Mayıs ayında) bırakılan (erken batın) yumurtalardan çıkan larvalarda yüksek ölüm oranları görülmekte. Bu durumun, larvaların dikey göç sırasında soğuk suyla karşılaşmalarından kaynaklandığı da öne sürülmekte. En yüksek yaşam oranınınsa, Haziran sonu – Temmuz başında bırakılan yumurtalarda görüldüğü bildirilmekte. Hamsi yumurtlama alanlarıysa, bazı araştırmacılara göre kuzeybatı kıta sahanlığı bölgesi, Türk araştırmacılara göre de Türkiye’nin Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde yer almakta.

    Yapılan bu araştırmaların doğal sonucu olarak hamsi yumurtalarının hayatta kalma oranıyla deniz suyu sıcaklığı arasında doğal bir ilişki olduğu hemen akla gelir ve zaten de öyle kabul edilegelmiş. Peki bu ufacık canlı, yumurtadan çıkınca ne yiyecek? O dönemde veya anda ortamda gerekli besin maddesi var mı? Bunu araştıran pek olmamış. Ben de işin bu yönüyle ilgilendim ve ortaya çok ilginç bir bağlantı çıkarabildim.

    Sahra tozlarının etkisi üzerinde uzun süre araştırma yapmış biri olarak, benim yaklaşımım tabii ki yine Sahra kökenli tozlara bağlı. Sahra kökenli tozların gündüz vakti yağmurla denize inmesi halinde deniz ortamında Emiliania huxleyi (Ehux) adlı alglerin çoğalmasına neden oldukları bilinmekte. Bu tozla yüklü gündüz yağmurlarının deniz suyuna girmesini izleyen ilk iki günde olgunluğa erişen bu alglerin çapı 10 mikrona, sayılarıysa litrede birkaç yüzmilyona ulaşabilmekte. İşte bu canlıların bulunduğu dönemde ortaya çıkan hamsi larvası, bu alglerin bulunmadığı bir döneme göre çok daha iyi beslenebilecektir. Bu alglerin çoğaldığı dönemleri uydular aracılığıyla izlemek de mümkün olmakta. O halde ilk aşamada, hamsinin yumurtlama dönemi olan Mayıs – Eylül döneminde uyduyla izlenen alglerin yoğunluğuyla, yumurtadan çıkan larvaların sağlıklı gelişimi arasında da doğal bir ilişkinin olması beklenmelidir.

    İlk aşamada bunu bekleyip ikinci aşamada ne yapılabilir sorusu aklınıza geldiyse, onu da hemen açıklayayım: İkinci aşama da bu alg patlamasına müdahele etmek ve hamsinin yumurtlama dönemi süresince Karadeniz’de bulutları Sahra’dan getireceğimiz tozlarla tohumlamak ve alg patlamasını devamlı kılarak hamsi sürülerinin iyi beslenmesini ve hamsi stoklarının sürdürülebilirliğini sağlamak.

    Şimdi bu günkü duruma, yani birinci aşamaya, hamsinin yumurtlama dönemiyle Karadeniz’de izlenen alg patlamaları arasındaki ilişkiye uydu verilerini inceleyerek bir göz atalım: Her nekadar bir deniz bilimcisi olmama karşın, ilgi konumun, yani Sahra tozlarının, atmosferik olaylardan etkilenmesi nedeniyle, atmosferdeki periyodik mevsimsel salınımlarla daha yakından ilgilenmemizin gerektiğini düşünmekteyim. Zaten atmosfer ve deniz, ayrılmaz bir parçadır. Atmosferdeki değişimler, her zaman denizde de etkilerini -arada bir zaman farkı olsa da- gösterir. Örneğin, bu ilişki denizlerin geç ısınıp geç soğuması biçiminde kendini gösterir. Bu nedenle de uydu verilerinin incelenmesine geçmeden önce, uzun dönemli klimatolojik bulgulardan Karadeniz’in atmosferindeki sıcaklık ve daha da önemlisi güneş enerjisinin dağılımına bir göz atalım: Daha önce de bahsettiğim gibi, atmosfer ile ilgilenmemizin nedeni Sahra tozunun fotokimyasal indirgenmesinin bulut içerisinde olmasından kaynaklanıyor. Hernekadar uzun dönemli ölçümler yer seviyesinde yapılmaktaysa da, uzun dönemli ölçümlerin ortalaması bize atmosferin üst katmanlarındaki ortalama sıcaklık ve güneş enerjisi dağılımı hakkında fikir verebilir. http://imkpc3.physik.unikarlsruhe.de/klima/index.html adresinden 1961-99 arası ortalama değerlere ulaşmak mümkün. Buna göre hamsinin yumurta dökme dönemi olarak bilinen Mayıs-Eylül dönemleri içerisinde Karadeniz’de güneş enerjisi ve atmosferin yere yakın katmanındaki sicaklıklar 1961-1999 seneleri ortalamalarına göre şöyle değişmekte:

    Aylar
    Hava Sıcaklığı 0C Güneş Enerjisi W/m2
    Ocak 0-2.5 60-70
    Şubat 0-2.5 70-80
    Mart 2.5-5 110-120
    Nisan 5-7.5 150-160
    Mayıs 10-12.5 200-210
    Haziran 15-17.5 240-250
    Temmuz 20-22.5 260-270
    Ağustos 22.5-25 260-270
    Eylül 17.5-20 190-200
    Ekim 7.5-10 120-130
    Kasım 5-7.5 70-80
    Aralık 2.5-5 40-50

    Tablonun detaylı incelenmesi, hamsinin yumurtlama dönemi olarak kabul edilen Mayıs-Eylül döneminde deniz suyu sıcaklıklarının 10 ile 22.5 derece arasında değiştiğini gösteriyor. Buna göre 10 derecelik suda da yumurta bırakmaya başlayabilen hamsinin, deniz suyu sıcaklığı Eylül ayında 17.5 derecede iken yumurta dökmeyi kesmesi beklenemez. Oysa aynı dönemde güneş enerjisinin, Mayıs döneminde metrekareye 200 Watt sınırını aştığını, Eylül dönemindeyse metrekarede 200 Watt sınırının altına düştüğünü görebiliriz. Şimdi tekrar benim yaklaşımıma dönelim, ben Sahra kökenli tozların Karadeniz enlem ve boylamında 200 Watt m2 sınırının üstünde bulut içerisinde fotokimyasal döngüye girebildiğini ve denize yağışla inmesi halinde alg patlamalarına ve özellikle de Emiliania huxleyi patlamalarına yol açtığını iddia ediyorum. Sahra kökenli tozların, bulut içinde güneş enerjisiyle fotokimyasal indirgenmesi sonucunda ortama Fe(II), ve kil minerali parçalanması sonucunda da ortama ek olarak magnezyum (Mn), çinko (Zn) ve fosfat (P04) çıkardığını biliyoruz. Bu denli iyon içeren bulutun yağışla deniz ortamına inmesi de sözü edilen Emiliania huxleyi patlamalarına yol açmakta ve bu patlamalar uydu verileriyle net bir biçimde izlenebilmekte.

    http://orbit-net.nesdis.no-aa.gov/or…/ehux_www.html sitesinden yerküredeki tüm denizlerde izlenen Ehux patlamaları, bir haftalık ortalamalar olarak verilmekte. Buna göre, Karadeniz’de 2000 yılında Mayıs sonundan Temmuz sonuna kadar süren bir zaman diliminde bu algın yoğun bir şekilde var olduğunu görebiliriz.

    Hamsinin yumurta bıraktığı dönem olarak bilinen bu zaman süresinde oluşan balık larvalarının ortamdaki besin nedeni ile çok daha sağlıklı gelişeceklerini öne sürmek doğal bir bekleyiş. Bu nedenle de 2001 yılı balık sezonunda gayet verimli bir avlanma mevsimi gözleniyor. Peki 1998, 1999 yılı alg patlamalarına bakarak 1999 ve 2000 yılı avlanma süreçleri için herhangi bir öngörü yapabilir miydik? Avlanma sezonlarını geçirmiş olmamız geçmişe dönüp öngörü yapmamızı engelleyecek değil ya! Haydi bir öngörüde bulunalım ve bu amaçla SEAWIFS adlı uydunun verilerine dayanarak 1999 ve 2000 yıllarında Karadeniz’deki alg patlamalarına bir göz atalım. 1998 yılı süresinde Karadeniz’de 720 birim olarak kaydedilen alg patlamaları, 1999 yılında 321 birim olmuş. 2000 yılındaysa 854 birim alg patlaması izlenmiş bulunmakta. Benim ortaya koyduğum yeni yaklaşıma göre, 1988 verilerine bakarak 1999 yılı balık sezonunda bol av beklemek normal olacaktır. 1999 senesinde izlenen 321 birim alg patlamasıysa, 2000 yılında balık avının neredeyse yarı yarıya azalabileceğini göstermekte. 2000 yılında izlenen 854 birimlik alg patlaması, 2001 yılının 1999’a göre daha verimli olması gerektiğini gösteriyor. 2001’deyse kaydedilen alg patlamasında korkunç bir düşüş izlenmekte. Bu duruma bakarak, gelecek sezon beklenebilecek durumla ilgili herhangi bir öngörü yapmak dahi istemiyorum, ama durum ortada.

    Tabloda en son sütunda verilen rakamlar ise Karadeniz’de avlanan balık miktarını göstermekte ve öngörümüz ile uyum göstermektedir. Bir başka deyişle 1998 senesinde izlenen 720 birimlik Ehux patlaması etkisini 1999 senesinde 350 bin ton balık olarak göstermiştir. 1999 senesinde izlenen 321 ünite bir önceki seneye göre neredeyse yarı yarıya azalma göstermiş ve av miktarı da göreceli olarak azalmıştır. 2000 yılında Ehux patlaması 854 ünite olarak izlenmiş ve 2001 senesinde yaşanan balık bolluğuna neden olmuştur. 2001 senesinde ise sadece 27 ünite Ehux patlaması izlenmiş olması 2002 sezonu için hiç te iç açıcı öngörülerde bulunmamızı engellemesine rağmen öne sürdüğüm yaklaşım için güzel bir deneme olacaktır.

    Bu çarpıcı beklenti bu sene izlenen balık artışını Karadenizdeki Menimiopsis leyidi’nin azalmasına, Marmara denizindeki avlanmanın sıkı kontrol edilmesine, balıkçıların otokontrol mekanizmasını geliştirmiş olmasına bağlayan savların da hangisinin haklı olduğunu da ortaya koyacağı için önemlidir.

    Benim ortaya attığım Ehux ve balık yoğunluğu arasındaki bağlantı aslında Karadeniz’in dip çamurlarında da kendini göstermektedir. Karadeniz’in 2000 metre ortalama derinliğindeki dip çamurlarından alınan örneklerde, beyaz ve siyah tabakalaşmalar izleniyor. Beyaz iz bırakan çökeltiler yukarıda sözü edilen Emiliania huxleyi’nin kalıntıları olan kalsiyum karbonat çökelleri. 1980’li yıllarda yapılan araştırmalarda ayrıntılı bir şekilde incelenen bu tabakalaşma olayından yararlanarak Karadeniz dip çamurunun yaşının belirlenebileceği öne sürülmüştü. Ancak bu amaçla deniz içine belirli derinliklerde yerleştirilen sondalarla uzun süreli yapılan kayıtlarda bir sene süresince kayda değer bir çökelme bulunamamış ve tabakalaşmanın belirli bir periyodu olmaması nedeniyle bu yöntemle yaş tayini yapılamayacağı sonucuna varılmıştı.

    Karadeniz dip çamurundaki tabakalaşma, beyaz renkli çökeller Emiliania huxleyi’nin kalyum karbonat kabuklarından oluşmakta. Kahverengi görünen silikatlı çökellerse, Şubat ayında oluşan alg patlamasının ürünü.

    Balıkçılar arasında da hamsinin bir yıl bol, ertesi yılsa kıt olacağı inanışı yaygın. İşte yeni bir yaklaşım ve denizlerdeki alg patlaması ile balık arasındaki ilginç ilişki. Şimdi bana “Peki bunun neresi yenilik? Tabii ki balıkla alg, yani besin arasında doğal bir bağlantı olacaktır” diyebilirsiniz. Benim ortaya koymaya çalıştığım en önemli konu da burada başlıyor. Öyle ya, balığın sürdürülebilir avcılığı için besin maddesi olan alg gerekliyse ve ben o algın patlamasına bir şekilde müdahelede bulunabiliyorsam, istediğim kadar balık tutma olgusunu bir anda gerçekleştirebilirim. Sözü daha da uzatmadan, ne yapılabilir, ona hemen gelelim. Hamsinin yumurtlama dönemi olarak kabul ettiğimiz sezonda Karadeniz’de bulut tohumlama işini gerçekleştirmek hem de hiç vakit kaybetmeden yapmak durumundayız. Bu şekilde, denizlerde uygun dönemlerde alg yoğunluğunu balığın yumurtasının gelişimi süresince var ederek hamsinin ertesi yıl av döneminde daha bol olmasını sağlayabiliriz.

    Çevreci bir yaklaşımla, bana tabiatı olumsuz bir şekilde etkileyeceğim suçlamasını da yöneltemezsiniz. Çünkü, önerdiğim yöntemde doğanın kullanmış olduğu toz, bulut ve güneş enerjisi dışında hiç ama hiç bir şey yok. Burada aklıma takılan bir başka konu da şu. Şu benim koca gözlü, akıllı hamsilerim nasıl oluyor da yumurta sezonu süresince ortalama 10 kez yumurta bırakıyor. Acaba o ufacık beyinler yağmurla denize inen Fe(II), manganez, çinko ve fosfatı algılayıp yumurtlama içgüdülerini mi harekete geçiriyor? Bir başka deyişle, acaba yumurtlama sayısını da Sahra’dan gelen tozların gündüz vakti denize inmesi sonucu oluşan bir tetikleyici düzen mi kontrol ediyor. Bir an öyle olduğunu kabul edelim: Bakın o zaman sistem nasıl da kendini açığa çıkaracak. Sahra kökenli tozların doğanın neredeyse tüm canlılarınca anında kullanılan indirgenmiş demir sunabildiğini biliyoruz. Böyle yağmurların oluşabilmesi, bir takım olasılıkların gerçekleşmesine bağlı; yani bizim bulunduğumuz konumda Sahra kökenli toz olacak, gündüz vakti yağmurla deniz ortamına inecek ve güneş enerjisi o dönemde yer seviyesinde metrekarede 200 W seviyesinin üzerinde olacak. Yapılan çalışmalar Sahra kökenli tozların özellikle Mart-Kasım döneminde Anadolu’ya pulslar halinde ve en az on kez veya daha fazla gelebildiğini göstermekte.

    Yukarıdaki tozlar İçel Erdemli yakınlarında belirlenen tozların senelik dağılımını göstermekte ve 30 ug/m3 sınırının üzeri lokal olmayan toz kaynağını yani çöl kökenli tozları göstermektedir. Aynı toz harekeketinin Karadeniz’i de etkileyebileceği bilinmekte. Balık yumurtlama dönemi olan Mayıs-Eylül arasında Karadeniz üzerinden en az on toz bulutu geçebilmekte. İşte benim yeni yaklaşımıma temel teşkil edecek olgu bu. Yani, hamsinin yumurta dökmesini sahra tozlarının tetikleyebileceği olgusu. Eğer balığın yumurta dökmesini bu alg patlaması tetikliyorsa, doğal olarak bu yıl balığın yumurtasını dökmemiş olması ve dolayısıyla yıl balık stoklarında aşırı bir düşme beklememiz doğal olacaktır. Aslında bu yaklaşım çok doğal bir sürecin açıklaması da olabilmekte. Olgunluğa erişen balık, yumurta bırakmak için bir tetikleyici beklemekte. Hem öyle bir tetikleyici ki, balığın yumurtasını bırakmasından 24 saat sonra oluşan larvayı da besleyecek olan algın oluşumunu da gerçekleştiriyor. Bundan daha elverişli bir ortam olamaz, ve bence, o ufak ama tabiatın akışını genetik olarak nesilden nesile devam ettiren o hamsi tüm bunları biliyor.

    O gözlerin bakışlarının ardında muziplik sezinlediğimi söylemiştim, eminim hamsi tabiatın akışını bizden daha iyi algılayabiliyor. Bize düşen düşüncelerimizin önündeki zincirleri kırabilmek, bakın o zaman tabiat nasıl da kendini ele veriyor, dizginleri bizim kontrolumuza geçiyor.

    Alıntı:denizce.com dan