• Hakkında.
  • yürümenin ingilizcesi


    yürümenin ingilizcesi

    WALK

    • {N} yürüme, yürüyüş, gezinti, yol, yürüyüş yolu, yürünecek mesafe, yürünecek yer, devriye gezme, iş sahası, koyun çiftliği
    • {V} yürümek, yürüyerek gitmek, dolaşmak, gezdirmek, gezmek, adımlamak, adımla ölçmek, yürütmek, dolaştırmak, yürüyüşe çıkarmak, yürüterek yormak, eşlik etmek, taşımak (iterek)

    ……….

    WALK

    i. yürümek, yürüyerek gitmek, yaya gitmek; davranmak, hareket etmek; yürütmek, yavaş gezdirmek; beraberinde yürüyüşe çıkmak; öldükten sonra hayalet olarak dünyaya gelmek; adımlamak, adımla ölçmek; ağır bir yükü köşeleri üzerinde yürüterek taşımak;

    i. gezme, yürüme; yürüyüş; tavır, hareket, gidiş; hayat sahası; yürüyecek yer, kaldırım, yol, yaya yolu; otlak; (beysbol) topa vurmadan birince kaleye ilerleyebilme hakkı. walk away from rahatlıkla kazanmak; kazadan ucuz kurtulmak. walk away with ön plana geçmek. walk in içeri girmek. Walk in. İçeri buyurun. walk of life hayat yolu, meslek. walk off ansızın terk etmek; yürüyerek zayıflamak veya ayılmak. walk off with kazanmak; yürütmek, çalmak. walk out k.dili. grev yapmak. walk out on terk etmek. wolk out with refakat etmek. walk over kolay yenmek; baskın çıkmak. walk the floor adımlamak. walk the streets sokakta sürtmek; sokak sokak dolaşmak. walk the wards viziteye çıkmak. walk through (tiyatro) ilk provaları yapmak. go at a walk yavaş yavaş yürümek. take a walk gezmeye gitmek; sıvışmak. win in a walk kolayca kazanmak.

    …………..

    WALK

    f.
    1. yürümek, yürüyerek gitmek: We walked all the way from Üsküdar to Kadıköy. Üsküdar´dan ta Kadıköy´e kadar yürüdük. I didn´t come by car; I walked. Arabayla gelmedim; yürüyerek geldim.
    2. dolaşmak, gezmek: She went out to walk in the park. Parkta dolaşmaya çıktı.
    3. dolaştırmak, gezdirmek: He is walking the dog in the garden. Köpeği bahçede gezdiriyor. He is walking the visitors through the factory. Konuklara fabrikayı gezdiriyor.

    i.
    1. yürüme, gezme.
    2. yürüyüş, gezinti.
    3. yürüyüş (tarzı).
    4. yol: I came by foot; it was a long walk. Yürüyerek geldim; yol uzundu.
    5. (bahçede taş/beton) yol.

    ……….

    WALK

    walk wôk Fiil * yürümek, yürüyerek gitmek: I walked all the way from Beşiktaş to Bebek. Beşiktaş’tan ta Bebek’e kadar yürüdüm. I didn’t come by car; I walked. Arabayla gelmedim; yürüyerek geldim. * dolaşmak, gezmek: She went out to walk in the park. Parkta dolaşmaya çıktı. * dolaştırmak, gezdirmek: He is walking the dog in the garden. Köpeği bahçede gezdiriyor. He is walking the visitors through the factory. Konuklara fabrikayı gezdiriyor. İsim * yürüme, gezme. * yürüyüş, gezinti. * yürüyüş (tarzı). * yol: I came by foot; it was a long walk. Yürüyerek geldim; yol uzundu. * (bahçede taş veya beton) yol.

    kaynak